hücrelerin içinden;
duyulur, duyulmaz, sakince
bir duvara gömseniz beni,
tuğla örüp üzerime
balık sırtı olmasa;
hikayeyi de boşverip,
gitsek en iyisi;
daha önce gittiğimiz gibi...
bir hamlede silinen satırlar,
yetim başlangıçlara gebe.
yaratmanın dişi karşılığı.
sadeliği pazar günlerinin,
çocuk sesleriyle sokaktan.
her şairin en az
bir kez müjdelediği,
bahara vuran gün ışığı,
hüzmeler falan;
belki yeşil, belki kırmızı.
ne kaldı müjdelenecek,
bahardan başka?
felaket tellallığı,
ve usandırıcı romantizm.
öfkeyle karışık
sevgi gelgitleri.
arasında yaşam,
lanetlenmiş ve kutsanmış gibi.
yedik içtik iyi hoş,
seviştik de çok şükür.
kavga ettik haybeden,
biraz televizyon izledik.
kitap dahi okuduk bazen,
çalıştık, çabaladık.
insanız velhasıl,
nerede kalmıştık?
yedik içtik iyi hoş...
toprağımda garip sahiplenmeler
bildiğimiz ne kaldı?
şimdilere yabancı,
tanınası ölüler.
ormanların sesi gibi,
hepimizin unuttuğu.
yalandan parlayan şehir,
sönük insanlığım.
güneş bile yetmiyor artık,
kafalar kalkmayınca.
kalksa bile ne görecek;
öylece sürüklenen,
çizgilerinde hayatın,
asla çizilemeyen.
kulağında fısıltılar,
milyonlar arasında;
deliliğine gizlenir,
delik bulamayınca.
ölçüsüzken bütün hayaller;
büyüdük adam mı olduk sonunda?
şefim pardon!
hesapta bir yanlışlık var galiba;
içtiklerimiz doğrudur da,
biz bunları yemedik.
manalı bir sona ulaşmışken,
bitirmeliydik saplantıları;
daha tazeyken gözlemlerimiz,
izin vermeliydik içimize;
kar da yağsın güneş de.
o kadar bitmiş ki, sondadır artık;
başlangıcının tek yolu,
bir başınalıktan geçer.
toprağa hiç değmemiş ruhlar;
belki çatlamazlar ama,
vuramazlar dışarı
susuzluğun ızdırabını;
yine de yumuşaktırlar.
sırf kelimeler
alt alta
diziliyor,
ve işaretlerle
vurgulanıyor
diye,
şiirse, hani belki!
gerektiğinde elbet; nasıl ki her, yan yana yazılan kelime, cümle değilse; bu da şiir olabilir. olmalıdır da; en azından, denemelidir. yine de olmadıysa, işaretli yerlerden, ayırabilirsiniz. ama bilin ki, o zaman; başlık da değişir.
fazlalıklardan arınmış,
aç olmamalıydık en azından,
açıkta kalmamalıydık.
yetmeliydik birbirimize,
kendimize olduğu kadar.
şimdi bir çığlık neye yarar?
ancak ikiye ayırır insanları,
çığlık atanlar, ve atmayanlar.
ortasında olmalıydık çoktan;
güzel ve geniş zamanların.
huzursuz bir mirasyedi,
gururuyla intihar eder;
düşümde hayal kırıkları.
altı, üç, beş derken;
bari sayılmasın bu tur,
yeniden oynayalım.
her zamanki şımarıklığımızla;
kaybetmeye tahammülsüz,
ve habersiz duvarın ardından.
şiir müzikle başlamalı
ve elbet onunla devam etmeli.
sürükleyen bir saksafon solosunun
imgesi yeterli değil şu an,
fırça darbelerini de duymak gerek,
siyah beyaz tuşları.
heyecanla bakan gözlerdir onlar,
aynı zamanda;
bilirler ne yapılacağını.
deeps me in my ears.
better than a poem
written for a song.
much more epic
but highly avant-garde,
fairy tales of a present.
tenseness makes me feel
the up-tempo of our lives.
purity of vibrations.
retrospect them all,
just for a creepy sound.
in the space that it is
unique and self-created.
dynamism of every noise
ended up in difference,
clearing up minds.
environmental found,
sounds from a faster look.
and the words are also,
everywhere to hear it down.
sometimes a whoopy guiding.
composed to minimalize
a young person’s expectations.
playing the life itself,
flowing hyperbolical.
experiences on existence,
firstly to be lived by ourselves.
partible memories can also;
be connected or gone.
but the sounds of ten auras,
are still here to be with.
three more minutes then I’m...
pencereden süzülen hüzmeler,
esintide uçuşan beyaz kumaş parçaları;
yarı şeffaf, olabildiğince hafif.
yana bırakılmış bir kol, umarsız
bir sineğin uçuşunda sözlerim;
kırmızısı tuğlanın, ve dokusu.
hareket eden gölgeler.
ustadır yaşanmışlığında sakinin;
parmak izimi bıraktığım kadehler,
tenimde lekelenen duman bulutları.
hayale açık, kuzey patikaları renginde
taze ve gittiğimden habersiz.
ışığın tonları bulaşmış yelkenlere;
savrulan sesler içinde arıza.
derinde gezinen enerji akışları,
biraz korkak, ve buyurgandır hiçe.
ellerimle büyüledim masanın kenarını,
kimselere çarpamasın diye.
terkedilmiş topraklar;
yıkıma uzanan top güllesi,
medeniyetin ayak sesleri.
çılgınlığa tabi harcanış,
tasarlanmış bağımlılık;
anı anda tüketen,
yaşantısız parıltılar.
bir çubuk çek farketmez,
oniki taksite böleriz.