martin hayda gel
31 Mayıs 2011
yolunda
dönerken müzik dinlesem,
olmazdı hiç.
şehrin gece sesini duyamazdım.
kat kat olmuş,
katlarının birinden;
bir kadının yüksek sesli
kavgasını bilmezdim.
bildim de ne mi oldu
olan biten bu işte;
merdivenlerin sonuna doğru,
adımımı atmıştım ki...
10 Şubat 2011
son damla
su, gölgesine doğru yaklaşırken
parçaları, birbirlerine olan bağlılıklarını kanıtlar
ama paraşütleri yoktur ki
o dansın sonrasında açsınlar
su, gölgesiyle buluştuğu an
saçılıverir etrafa, dağınık
biz ise gölgemizden pek ayrılmayız ya
o yüzden belki dağınıklığımız
zihnimiz de öyle,
yanımızdan ayrılmayan bulanık bir gölge
mesela bütün bunlar,
işerken aklıma geldi !
24 Ocak 2011
dertlenme
alabildiğine tıkanık bir akşam bu
uzun zamandır rüyalarımda da uçmuyorum üstelik
bir dağ lazım bana havası çarpanından
bir kürek lazım mezar kazmaya
hoşuma giden mısraları, kelimeleri
unutur oldum kendimle beraber
günlerin getirdiği götürdüğünden az
hesaplarım şaştı büsbütün
kış da kış değil zaten
keyfince bunalamıyor bile insan
insem inemiyorum çıksam değil
duvarlarım meyil vermiş üstüme doğru
ya da ben yanlış tarafta duruyorum
29 Aralık 2010
dil altı
sabah uyanıyorum; bir geç kalmışlık huzursuzluğu
geç değilse bile erken de olmaz ki hiç
başım ağrımıyor neyse ki, huyunda yok
bazen sigara yakıyorum, illa küfür ediyorum içimden sonra
omuz, kucak, deniz, çimen, rüzgar
birşeylere bıraksam ya kendimi
duman alıp götürüyor yine
vapur alıyor, sarı alıyor
kahveden tanıdığım bir adam selam veriyor geçerken
mimar hayata dokunuyor!
hep bir tesellisi var ya hayatın, hastasıyım
21 Aralık 2010
b kapısı
göz göze geldim geçen gün
bir motor sesiydi, geçti, geceydi yine
yavaşça aktı saniyenin bilmemkaçında
belki bir robottu, üç beş puanın peşinde
çorbamdaki sinek kadar bile sevmedim ki ben onu
yanlış anlaşılmasın bu şiirde romantizm yok
anlama da çomak sokarım
aranmayın boşuna
eğer illa aranacaksanız elletmeyin kendinizi
mevlayı çıkarın cepten gerekirse, bari bulan sevinsin
belası bize kalacak ne olsa
16 Kasım 2010
uzun düşünce
düş/üyor gece sabaha doğru
dişleri kıtırdıyor köklerinde
iki sivil bitiveriyor hemen
dibinde et kokusu iskender
bir hayalken kelimeler
devrik bir ünlemin üstünden
bir cümle gibi düşü/yor
parça pinçik tesellisiz
çiğnemeden yuttuğu hayat
lapa lapa çocukluğuna düş/üyor
fincanda çorba sonbahar
sırta hırka yalnızlık
eeehh! deyip demekle kalır
voltaların bitimsizliğine
şairane düşü/yor hem
nasıl olsa hiç
dönmese bile
herkes uykusunda
belki yüzü sırtı üstü
bir de tozu toprağı kentin
dudaklarında
11 Haziran 2010
sırf
özleminden uyuyakaldım uzun gecelerde
belki rüyama gelir, savurursun saçlarını
yüreğime, maviliklere diye;
sararsın bakışlarımı çekersin derinine,
günü aydınlatır hani gülüşlerin.
yolu gözler bedenim
sırf sonu sana varıyor diye
1 Haziran 2010
vapurdan önce
yüzün düşüyor, ben ölüyorum
üşüyorsun, yanıyorum tenine
yollarını yürüyorum.
vapurdan önce ben iniyorum
sana geliyorum
22 Nisan 2010
günebakan
rüzgar olur dolanırım
geceye titrer korkaklığım
sevdalar salınır gökyüzünde
uzun uzun koklar gibi
taze ferah bakar gibi
ve ellerim yüzlerinde
güne döner ayçiçeği
hikayeler devam eder
hayat dökülür üzerime
rüzgar olur;
dolanırım
titrer gece
13 Mart 2010
istanbul semalarında
bir teknede uyandın bu sabah
üzerinde balık ve deniz,
koklayamadan sevdiğim bütün gece.
dumanlarımda suretin,
yüzüne bağladım kendimi
tersine, düzüne ağladım.
bir teknede uyandın bu sabah,
saklı hikayesi; saklı sen de...
üzerinde balık ve deniz,
ortasında hayatın
kıyısında kaptan;
kendine tayfa uyandın bu sabah.
gözlerin dumanlarımda
sözüne bağladım kendimi;
meğer dumanmışım bütün gece
ruhum benden habersiz,
bütün teknelerini istanbul'un;
kıyıya bağlamış durmuş
sımsıkı; tersine, düzüne
üzerinde balık ve deniz...
Daha Yeni Kayıtlar
Önceki Kayıtlar
Ana Sayfa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)