21 Şubat 2010

meslek icabı

evvel zamanda ilk duvarı ördük, 
o gün bugündür dertlenir dururuz; 
neresinden delmeli, 
neresine yaslanmalı, 
neresinden geçmeli... 

güne döner yüzünü bazen
ve illa ki sırtımızda parka. 
içimiz dışımızda, 
dışı da iç etmişiz şimdi...

bilirim

bilirim ki iyi bakacaksın kelimelerime, cümlelerime;
bir kenara koyacaksın belki ama kaybetmeyeceksin.
unutacaksın varlıklarını, öyle isteyeceksin de;

belki de çoktan unuttun.

bir ihtimal göz atacaksın günün birinde, 
eline dolanıverecek kelimeler,
bilemem ne bulacaksın; 
ne buldun onu da bilemem. 

ben kelimelere kelimeler ekliyor olacağım,
tıpkı senin gibi; cümlelere cümleler,
yaşantılara yaşantılar. 
ara sıra uzaklara dert yanıp hayıflanacağım,
bir haber alamayışıma üzüleceğim adamakıllı,
halini hatrını soramayışıma dertleneceğim;
cevap alamayışıma...
ama bilirim, iyi bakacaksın kelimelerime, cümlelerime.

ara sıra tozunu alacağım hayatın;
hüzünleneceğim herkes gibi.
çünkü güzelliklerdir hep geride kalan
ama sonra parlayacak kelimeler, 
cümleler, yaşantılar.
herşey bir ödül sanki, 
üstelik güzelliklerdir hep gelecek olan. 

bilirim, iyi bakacaksın kelimelerime, cümlelerime;
ve bilirim bir gün, yüz yüze duracağız. 
bekleme, çıkartıp veremem seninkileri,
artık bendendir onlar.
ama bilirim;
ben de çok iyi bakacağım.

16 Ocak 2010

kim-lik

kim-sin
kim-densin
kim-değilsin
kim-esin
kim-liklimisin
kim-desin
kim-sesizmisin
kim-den ötürü
kim-e ithafen
kim-le beraber
kim-e karşı
kim-ine göre
..kim-de değil

6 Ağustos 2009

ki öncesi de var

nereden çıktı bu park,
rüyalarıma giren;
tel örgülü, ormansı
ve bir o kadar kentin.
hemen arkası beşiktaş;
varolmayan ve içinde,
sürekli bir kaçışı yaşadığım.
bir yanı yüksek, taştan duvar,
önünde sokak lambaları
ve satıcıları, polisleriyle
ardı ardına imgelenen;
düşsel mekanı
kabul edilen tekinsizliğin.

sırf kentin oluşundandır
bir parkın sakilliği

birinci pulman

son vagondan bindim bugün;
vücudumda damlalar,
ve biraz aceleyle.
ilk vagondu menzilim
arada yemekli,
buyur etti beni, çağırdı;
bir bira açtırdı önüme
yanında fıstık söyledi.
sarı, yeşil, toprağın üstünde 
yağmuru bekleyen bir yaz akşamı;
tarlalarda balyalar, bahçelerde
yeterince pastoral.
yük vagonları beklemede,
ayla dolacak geceyi;
biz sadece gelip geçenler.
direkler uzaktan uzağa,
seslenir birbirine.
bunu duyan makinist,
ancak öyle hareket ettirir
metal diskli yığını.
altıyüzelliüçbinyediyüzyetmişaltı nolu
bileti ifşa ettim az önce.
ve pencereden bakmak varken,
daha fazla yazmak olmazdı...




4 Ağustos 2009

mediumessage or the other versions of simulacrums

medium and the message
all together; seperately
glowing bright to
make us blind.

the message ain't medium,
a little bit larger;
weeping from our sides.

medium for the message,
written down sometimes;
for a small glory.

simulacrum needs to be sentenced,
in the middle of one.
sentenced to medium;

sentenced to message.



3 Ağustos 2009

sarı yaz

yelkeninde bozkırların kokusu
döner avından balıkçı;
şaşırmayın.
rüzgar ardından gelir usulca,
bütün varlığıyla.

sigarasına ortaktır, 
hayatına olduğu kadar;
ve yalnızlığına.
ucunda balık gezinen oltalar,
kapitalist dinamit. 
hepsi altındadır;
yarattığı dalgaların. 

29 Temmuz 2009

köşeden geçen

kelimeler, her halükarda
hücrelerin içinden;

duyulur, duyulmaz, sakince
bir duvara gömseniz beni,
tuğla örüp üzerime
balık sırtı olmasa;

hikayeyi de boşverip,
gitsek en iyisi;
daha önce gittiğimiz gibi...


22 Mayıs 2009

çapraz imge

"yağmur doğar, ve güneş yağar"
farketmezsiniz.
taş akar, hırpalar suyu;
havalanan herşey elbet düşebilir.
yer boşalır, gök ıslanınca;
gün çökerken gece ağarır.
çığlık çekilir, acı atılır;
ve asker ölüme hepimizden daha mahkum.
top biter, oyun yuvarlanır;
sis bastırır
ve tipi çöker akşamlara.

19 Nisan 2009

kuş sesleri novalara yayılır

bir hamlede silinen satırlar,

yetim başlangıçlara gebe.

yaratmanın dişi karşılığı.


sadeliği pazar günlerinin,

çocuk sesleriyle sokaktan.

her şairin en az 

bir kez müjdelediği,

bahara vuran gün ışığı,

hüzmeler falan; 

belki yeşil, belki kırmızı. 


ne kaldı müjdelenecek,

bahardan başka?


felaket tellallığı,

ve usandırıcı romantizm.

öfkeyle karışık

sevgi gelgitleri.

arasında yaşam,

lanetlenmiş ve kutsanmış gibi.


yedik içtik iyi hoş, 

seviştik de çok şükür.

kavga ettik haybeden,

biraz televizyon izledik.

kitap dahi okuduk bazen,

çalıştık, çabaladık.

insanız velhasıl,

nerede kalmıştık?

yedik içtik iyi hoş...


toprağımda garip sahiplenmeler

bildiğimiz ne kaldı?

şimdilere yabancı,

tanınası ölüler.

ormanların sesi gibi,

hepimizin unuttuğu.


yalandan parlayan şehir,

sönük insanlığım.

güneş bile yetmiyor artık,

kafalar kalkmayınca.

kalksa bile ne görecek;

öylece sürüklenen,

çizgilerinde hayatın,

asla çizilemeyen.


kulağında fısıltılar,

milyonlar arasında;

deliliğine gizlenir,

delik bulamayınca.